oynayan saf çocukların bağırışları
üzerime titreyen güneş ve
saçlarımı okşayan serin rüzgar
işte uyumak istediğim yer burası
ağaçlardan süzülen hışırtı duymak istediğim şarkı
ve bu serinliği izler bedenimin ısısı
ta ki çocuklar kaçıp susana kadar
güneş kaybolana kadar
rüzgar yüzümü yumruklayıncaya kadar
gök üzerime yaş saçana kadar
kulağımda yeri döven ayak seslerim
ve bir sirenin bariton çınlaması
her beş saniyede bir üçer saniyelik
tıkanmaya yüz tutmuş nefesime
suni teneffüs yaparken kendim
müziğin son notası demire çarpan başka bir demirdi
kalabalıklar birikir imkansız diye bağırır
umudun sesi kısık kulağıma fısıldar
kuru gürültünün içinde nasıl seçip duyarım
göz altlarım mor en zengin çiçeklerden bile
ellerim kırmızı en katil mantarlardan bile
ruhum yüksek en yaşlı kavaklardan bile
kanım yeşil en parlak zehirlerden bile
gözümü açamam bile
bilirim yummadan öncekiyle aynı
siperlerin ortası gibi zihnim
belki de bundan köreldi merakım
gökyüzü matlaştı her günün ortasında
kendimi en parlak renklere boyadım
sonuçta aydınlanan gün, yükselen ses,
kararan gözlerim ve zehirlenen ben
kulaklarımı uğultular sarar
kalabalıklar birikir var gücüyle bana bağırır
