yalnız önümde akan bir su var
yanında asmalarda örme bir duvar
parçalara ayrılmış bir kaya aktı sudan
sarmaşıkların iki ucu kavuştu sonunda
kaçtığım her hakikatte kendimi burada buldum
buraya da ait değildim de özlediğim burası biliyordum
her geldiğimde kayanın bir parçasını yerine koydum
üzümler topladım asmalardan bir çukura doldurdum
kayanın en siyah parçasını üzümlerin üstüne vurdum
bir bedenim vardı bir ruhum bir de zaman
zaman bıçkısını bağrıma vurdu
damarlarımdan saniye saniye çukura aktı
üzümlere karıştı peşinden narin bir küf ile
en siyah taşın altında ezildi bardağıma doldu
bir kez daha geldim suyun aktığı yere
belki son belki de önemi olmayan bir kez
kayanın eksik parçası yok diye tebeşir getirdim
yamuk bir çember tamamladım yere
orta yerine oturup gözümü belirsizliğe diktim